İngilizce yazmaya başladım. Çünkü farklı dilde yazmak seninle düşüncelerinin arasına mesafe koyuyor. Düşüncelerimden yorulduğum için bu durumu seviyorum.
Dün hoşlanmadığım bir oda dolusu insanla beraber, lens açısına beni almadığına %85 emin olduğum bir kameraya bakarak falanca falancayı seviyor diye bağırmaya zorlandım. Bu jenerasyonun sonunu gereksiz evlilik teklifi prodüksiyonları, benim sonumu isimleri ve yüzleri hatırlamamaya and içmiş bu pelte beynim getirecek. N kimseyi umursamıyorsun, ondan aklında tutmuyorsun demişti. Belki haklıdır. Belki de kimseye karşı hayatımda belli bir süreden daha uzun kalacakları kadar açılamayacağımı biliyordur beynim. Ugghh bilmiyorum. Düşüncelerim çok yorucu. Beynimi sevmiyorum. Çok daralmış durumdayım. En sık görüştüğüm arkadaşım evli. O kadar evli ki. Bence görüşmememiz lazım. Ama medeni statülerimizi arkadaşlığımızın önüne koyamayacak kadar yalnızız. Herkesin kendi hayatını yaşıyor olması çok garip. Kötü bir karar olduğuna %92 emin olduğun şeyleri yapmalarını parmaklarını çaprazlayıp izliyorsun. Zaman yolcusu olmak gibi, izlemen serbest ama müdahale edemiyorsun. Herkes kendi zaman çizgisinde kendi kararlarıyla ilerliyor. Ya da benim zaman çizgim aşırı yalnızlıktan kimseninkiyle çakışmıyor, bilemiyorum. Sinirli ve tecrübesiz rap grupları dinliyorum, yaşamaya ne zaman ve nereden başlayacağıma kafa yorup hiçbir şey yapmamaya devam ediyorum.
İngilizce olayına bu yüzden kalkışmıştım. İnsanın beyni kendi lisanında gereğinden hızlı hareket ediyor, sonra kendini üzülmüş buluyorsun. Bu gün beynim hakkında çok konuştum. Pelte beynim benim.
Geçenlerde bir konuşma yaşadımi ve sonra 3 gün üzgün kaldım. Aslında o konuda hala üzgünüm, hatta olay yaşanmadan önce de üzgündüm, ama bi yerden sonra şeyler yokmuş gibi davranmaya başlıyorum. Böylece üzgün değilmişim gibi oluyor. Benim uyanık beynim. Bahsedeceğim şey bu değildi. Bahsetmek istediğim, duşun altında ağlıyor muyum ıslanıyor muyum emin olmadığım bir anda (ki kabul edelim duşun altındaysam büyük ihtimalle ıslanıyorumdur ve bu durum aynı zamanda ağlıyor olmama engel olamaz, ama siz ne yapmaya çalıştığımı anladınız.) bir kitabın son cümlesini hatırladımç Defalarca okuyup altını çizmiş, cümlede çok derin bir şeyler olduğuna emin olmuştum, ama o ana kadar cümleyi tam olarak anlamayamamıştım. Kitaplarla ve cümlelerle empati kurana kadar onları gerçekten alnlamıyoruz. Sakın kimseye bir şey anlatma, yoksa onları özlemeye başlıyorsun gibi bir şeydi cümle. Kitabı hepiniz tanıyorsunuz. Cümleyle empati kurup Salinger denen kendi idrararını içmiş manyağın ne kastettiği anladığım o an, keşke anlamasaydım dedim. Güzel bir duygudan bahsetmiyormuş. Yakınında ve güvendiğin birilerine bir şeyler anlatıp onları özlemeye başlamak hoş bir his değilmiş. Böyle saçların yarı köpüklüyken fayanslara kitlenip kalmana neden olan bir fark ediş yaratan türden. Keşke salingerı anlamasaydım, keşke kimseye bir ley anlatmasaydım.
Neyse, toparlayacak olursak, hala yorgun, üzgün ve hevessizim, bir yerlere gizli gizli 10 yaşımdan sonra öğrendiğim bir dilin kelimelerini karaldığım bu enteresan süreçte Frank Ocean'a aşık oldum. Umarım günü güzel geçiyordur. Umarım hepimiz güzel günler geçiririz.
Ugh. Çok yorgunum.
4 yorum:
yorgunsun ama keşke öyle olmasan. sana seni iyi hissettirecek şeyler (bunlar muse, suşi ve sevdiğin insanlar anladığım kadarıyla) verip, senin daha iyi olmanı sağlasam. Senin için daha huzurlu. Benim için daha eğlenceli yazılar olsa.
keşke öyle olsa, bizim için güzel şeyler istediğin için teşekkür ederim. işin aslı, gerçekten yorgun oluyorum buraya yazarken. çünkü buraya yazmak genelde gün içinde yaptığım son şey oluyor. yani yatakta, bilgisayar göbeğimde, iki yazı arası kafama ne doluştuysa boşaltıverip kaçmak isterken yazıyorum bunları. kafa olarak zaten yorgunum evet, ama ciddi ciddi fiziksel olarak yorgun oluyorum buraya yazarken. o da burdaki her şeyi olduğundan iki kat yorgun gösteriyor. bir de sık yazmıyorum, kafamdan boşaltamadığım her şeyi buraya dökene kadar kafamda tekrar tekrar ters yüz edecek tanıyamayacağım hale getirecek vaktim oluyot. yorgun bir kafam ve bedenim olduğu doğru ama burası ikisinin de en yorgun halletiyle göründükleri bir yer. yoksa hala arada bir çiğ balık yiyip arkadaşlarımla çimlere ayak uzatabiliyorum. umarım ne halt yemem gerektiğini bulmaya çalışmanın getirdiği o varoluşsal yorgunluk da bir gün ortadan kalkar. o zamana kadar artık burayı okumaya kim tahammül ediyorsa, onların gözlerini böyle tatsızlıklarla yormaya devam edeceğim.
sana güzel günler diliyorum.
Seni göremiyorum. Biraz yazsana seni özledim de
Yorum Gönder