ibrahimin kalbini kırmamışlardı. benim de kaburgam kırıldı aslında. kaburgamı kendim kırdım. iyi ki kırmışım. kaburgamın içinden insanlar gidebildi kaburgamın içine insanlar gelebildi. şimdi aşık olduğum için, ve kaburgalarım kırık, şimdi çok sıradan laflar ediyorum. sıradan şeyleri bazen çok yerinde olduğu için söylüyoruz. her şey çok yerinde bu günlerde.
ciğerimin var olduğunu hiç bilmediğim odacıklarına hava doldu. kalbimin de ve başka yerlerimin, hiç kullanmadığım yerlerini keşfettim. içi büyüyor insanın. kalbim, ciğerlerim her şeyim tam randımanla çalışıyor şimdi.
afgan bir katil şöyle demişti, birinin kalbine bıçak sapladığında kalp atışını avucunda hissediyorsun. çok sıradan bir benzetme. ama o kadar çok korkuyorum ki, başka şeylere benzetemiyorum bunu. söylemek istediğim, kalbime bıçağı sokmasına izin verdim ve şimdi kalbim avucunda atıyor. isterse bekler isterse bıçağı çevirir. cinayetler böyle işlenir. daha önce ölümden döndüm, belki şimdi ölürüm.
hiç korkmadığım kadar korkuyorum. bu gecenin sabahını göremeyeceğim dediğim geceden daha çok. çünkü artık çok fazla şey görmek istiyorum sadece sabahı da değil. ve artık içimde çevrilmeyi bekleyen bir bıçak var. ve bu bıçağı buraya saplayacak cesareti toplayacak kadar büyümeme neden olan her şeye şükrediyorum. mahvolabilirim. olabilir. her şey oluyor. iyi ki.
ibrahimin gezindiği yerlerde, o zamanlar aramız iyi olsun isterken, ibrahimin cesaretini istedim. insanları ve yerleri bırakıp gitme cesaretini. kabul etti sanırım. şehre döndüğümde karşımda oturuyordu. güzel gülen birisi. güldüğünde gözleri mandalina dilimlerine benziyor. önce komik laflar etti. sonra iki mandalina dilimini suratıma dayadı. sonra bana çok büyük bir korkuyla yaşama cesareti verdi. sonra göğsüme bu korkuyu sapladı kırık kaburgamın boşluğundan.
hiçbir şey olmasın istiyorsam çok yanlış yerdeyim, her şey oluyor çünkü.
iyi ki.