8 Ekim 2012 Pazartesi


I don't believe in absolutes anymore
I'm quite prepared to admit I was wrong
This life it sucks your principles away
You have to fight against it every single day

*
Varlığımı kanıtlamak için defterler dolduruyor sınavlar veriyorum. Ama kendim dediğim şeyler de dökülüp duruyorlar. Her şey dağılıyor. Her şey parçalanıyor. Dökülüyoruz. Gelecekse tam bir orospu çocuğu gibi bahar sonuna saklanmış bekliyor. 

7 Ekim 2012 Pazar

sokağımızı tanıyalım

      Nasıl bir yerden ev aldık hiç bilmiyorum. Ama tam odamın baktığı sokak her gece 12-2 arası Ankara'nın en salak eylemlerine şahit oluyor. Dün gece bir araba yolun ortasında durdu, şoför mahalinden inen adam içeriye doğru PARA NERDE OROSPU ÇOCUĞU diye bağırdı. Bir süre daha bağrıştıktan sonra arabadan bir kişiyi atıp yola devam ettiler. Olaydan iki saat sonra başka bir araba aynı yolda durdu, içinden sazcı darbukacı, kadınlar falan indi. Ankara havası söyleyip sokakta oynamaya başladılar. Yarım saat kadar bunu yaptıktan sonra arabaya geri doluşup uzaklaştılar. Bu sırada saat gece 1'di. Bundan bir iki gün önce aynı sokakta duran başka bir arabadan beş tane fenerbahçe taraftarı inmiş ve ellerindeki meşaleleri yakarak, boş Dikmen vadisine doğru bir iki marş okumuşlardı. Boşluğa doğru meşale tutup yeteri kadar bağırdıktan sonra sakince arabalarına binip uzaklaşmışlardı. Yazdan beri aynı sokakta her gece devam eden paket servisçi apaçilerin Rihanna dinleyerek yarışmaları hadisesine hiç değinmedim bile dikkat ettiyseniz. Fakat benim anlamadığım mkdumun sokağında ne var? Neden bu sokak arkadaşlar?



(temsili sokağımızda yaşanan kafalar fotoğrafı)

1 Ekim 2012 Pazartesi

madde 81

    En son yaklaşık 10 yıl önce dövüşmüşüm. Bence insanların dövüşmeye ihtiyaçları var. Tükenmez kalemimin arka kapağını ön dişlerimin arasına sıkıştırmışım, tuttuğum yerdeki süngeri tırnaklarımla ezerek kalemi dişlerimin arasında sağa sola çeviriyorum. Arka kapakta minik halka şeklinde izler beliriyor. Farkında olmadan sol bacağımın üzerine attığım sağ bacağımı hızlı hızlı sallıyorum. İçmeyi unuttuğum kahve masanın üzerinde soğumuş, gözlerimi kısarak kafamın içindeki görüntüyü netleştirmeye çalışıyorum. İki metre önümde akademik çevrelerce oldukça saygı gördüğünden emin olabileceğiniz bir profesör, bir insan ölmeden önce birilerine para bıraktıysa, mirasçılarının bu parayı nasıl ve ne zaman bu kişiden geri alabileceklerini açıklıyor. Miras belki de bu sektörde uğraşmak zorunda kalacağımız en çirkin şeylerden biri, o yüzden işleri steril tutmakta fayda var. Bir kaç dönüm tarla için birbirini boğazlayan kardeşler kimsenin aklının ucundan geçmiyor. İnsan doğasının çirkinliği yok, yalnızca kesirler ve oranlar var. Her ölünün arkasından yapılan sayfalar dolusu hesaplar. Koca bir ders ölümle ilgili ama tek bir kişi bile gerçek bir ölümü aklına getirmiyor ve ben dişlerimle kalemin kapağını biraz daha ezerek kafamın içinde o günkü üçüncü cinayetimi işliyorum. Beynimin içinde mirasçılar eksiliyor, murisler artıyor. Beynimin içi saklı pay oranlarının aralıksız değiştiği bir miras borsası. Gerçek hayattan pek de farklı değil, fakat burada kimse sevimli davranmaya çalışmıyor.


    Yapmacık insanlarla ilgili trajik durum bizleri kandırmadaki başarısızlıkları değil, kendilerini kandırmadaki başarıları galiba. Ben trajedileri pek sevmem. Bir trajediyi sonlandırmaktan mutluluk duyarım aslında. Gündüz düşleri, yapmaktan zevk alacağımız eylemleri içerdiğinden, kahvemin sıcaklığıyla birlikte kafamın içindeki yapmacık insan sayısı da düzenli olarak düşüyor. Akademik çevrelerce gördüğü saygıdan pek emin olmadığım, ama bazen domuz gibi davrandığını itiraf ve iddia eden başka bir akademisyenin daha ilk dersinde söylediği gibi, mutlu insanlar görmek için çok yanlış bir yerdeyim. Mutsuz insanlara hizmet veren dev bir sektörün kapısını aşındırmaya aday bir amfi dolusu adama başkaca bir gün dendiği gibi "Hukuk trajedileri ortadan kaldırmaz, yalnızca hukuki meseleyi çözmeye çalışır." Bu kadar aciz bir aracın bu kadar ciddiye alınmasını anlamlandıramıyorum. Hukuk trajedileri çözemediğinden, ben de dünyada hiç trajedi kalmayana kadar mutlu olamayacağımdan, kafamın içinde minik cinayetler işliyorum, ve bu çok eğlenceli geliyor. Dünyanın sonundan şarkılar söyleyen bir adamın da doğrulayacağı üzere, eğer kurban sen değilsen, her trajedi bir komedi. Kafamın içinde çok komik şeyler oluyor, ama ağzım dümdüz. Ağzım  bir parça plastiği kemiriyor. Salonda kafamın içindekilerden başka hiç kimse gülmüyor. Ben de gülmüyorum.

    Bir süre önce yazarlara inanmayı bıraktım. Bundan bir süre sonra da genel olarak insanlara inanmayı bıraktım.  Zaman varken ve ben henüz kendi kafamın içindeki değişimi takip edemezken, kimseyi tanıyamam zaten. Sabit olanlar yalnızca satırlar. Yazan insanların beyinlerinin o an içinde donup kalmış fotoğrafları. Bir insanı sevdiğimden asla emin olamam, ama belki düşüncelerinin bir anlık fotoğrafı üzerine hayatımı kurabilirim. Şu an için hayatımı üzerine kurabilecek kadar tutku duyduğum bir şey yok, ben de hayatımı kurmaya başlayamıyorum bir türlü. Kafamın içinde cinayetler işleyerek insanları sevmemem üzerine satırlar dolduruyorum. Hayat kurmaktan sakınıyorum. Çünkü herkesin alelacele yapmaya çalıştığı şu hayat kurmak denilen eylem, galiba bir yerden sonra beyninin hep aynı fotoğrafı vermesi demek oluyor. Sabit kalacağım noktanın ne olacağından korktuğumdan, şu anda sabit kalmaya devam ediyorum. Kafamda birini daha öldürüyorum. İçten içe vazgeçmiş olsam da hala bazı akşamlar yeni bir şeylerin olması için dua ediyorum. Çünkü yeni şeyler yokuş aşağı üzerime çarpmadıkça, ben sabitim, ben bir yere gitmiyorum. Dualarım yeni bazı takıntılar dışında karşılık bulmamaya devam ediyor, ben kalemler kemirmeye devam ediyorum. İki yıldır aynı tükenmez kalemi kullanıyorum. İki haftada bir aynı kırtasiyeden, aynı kalemi alıyorum. Dualarım için şu kadar bile çaba göstermiyorum.

    Hiç kıymeti olmayan insanlar canımı sıkıp duruyorlar, ben de onların kafalarıyla amfinin merdivenlerini dövüyorum. Çünkü aslına bakarsanız, canımı kendime sıkıyor olmak istemiyorum. Her şeye cevabım durmak. Durduğum yerde tüm insanlığı suçluyorum, durduğum yerde belki yine kimseyi sevmiyorum ama en azından kendime tahammül edebiliyorum. 

    Ben böylece duruyorum. Bana tirenler çarpmıyor.


"Hem karşı çıkıp, hem de sınırlarda yaşayan insan, yaşamı boyunca çıkmazından sıyrılamayacak."