En son yaklaşık 10 yıl önce dövüşmüşüm. Bence insanların dövüşmeye ihtiyaçları var. Tükenmez kalemimin arka kapağını ön dişlerimin arasına sıkıştırmışım, tuttuğum yerdeki süngeri tırnaklarımla ezerek kalemi dişlerimin arasında sağa sola çeviriyorum. Arka kapakta minik halka şeklinde izler beliriyor. Farkında olmadan sol bacağımın üzerine attığım sağ bacağımı hızlı hızlı sallıyorum. İçmeyi unuttuğum kahve masanın üzerinde soğumuş, gözlerimi kısarak kafamın içindeki görüntüyü netleştirmeye çalışıyorum. İki metre önümde akademik çevrelerce oldukça saygı gördüğünden emin olabileceğiniz bir profesör, bir insan ölmeden önce birilerine para bıraktıysa, mirasçılarının bu parayı nasıl ve ne zaman bu kişiden geri alabileceklerini açıklıyor. Miras belki de bu sektörde uğraşmak zorunda kalacağımız en çirkin şeylerden biri, o yüzden işleri steril tutmakta fayda var. Bir kaç dönüm tarla için birbirini boğazlayan kardeşler kimsenin aklının ucundan geçmiyor. İnsan doğasının çirkinliği yok, yalnızca kesirler ve oranlar var. Her ölünün arkasından yapılan sayfalar dolusu hesaplar. Koca bir ders ölümle ilgili ama tek bir kişi bile gerçek bir ölümü aklına getirmiyor ve ben dişlerimle kalemin kapağını biraz daha ezerek kafamın içinde o günkü üçüncü cinayetimi işliyorum. Beynimin içinde mirasçılar eksiliyor, murisler artıyor. Beynimin içi saklı pay oranlarının aralıksız değiştiği bir miras borsası. Gerçek hayattan pek de farklı değil, fakat burada kimse sevimli davranmaya çalışmıyor.
