*
Şu dakikalarda heyecanla beklediğim dizi finalini izlemeye dahi halim kalmamış vaziyette kısık gözlerle patronumdan gelecek olan maili bekliyorum. Patronun yarın yapacağı sunum metnini hazırlayıp bana fişeklemesi, benimse önümüzdeki 10 saat içerisinde konuyu özetleyen ve basitleştiren bir pp sunumu hazırlamam gerek. Hayatımda ilk defa eve iş getirmiş olmanın buruk mutluluğunu yaşıyorum. Halbuki haftalardır iş kisvesi altında ofis bilgisayarında gizli sekmeden tumblrda geziyor, müsvedde kağıtların altından kpss testi çözüyorum. Çalışma hayatımdaki en büyük gelişmeye gelecek olursak, geçen hafta kredisi henüz yüklenmiş olan sodexo kartımı kaybettim, ve yeni kart çıkartana kadar birileri bütün aylık yemek paramı harcadı. Bu yüzden biraz mutsuzum. Çünkü birileri ekmeğimi elimden aldı. İş konusunda daha fazla konuşmak istemiyorum.
**
Girdiğim son blog yazısının ardından uykusuz ve hayal kırıklığı dolu bir gecenin sonunda, uzun süredir görmezden geldiğim şeyleri artık görmezden gelemeyeceğimi fark ettim. Bu fark edişin üzerine hayatımda büyük değişikliklere gitmem gerekirdi. Ama ben hiçbir zaman büyük değişikliklere kendi başına atılabilecek kadar cesur bir insan olmadım. Bu yüzden böylesi büyük değişiklikler yapmak yerine, artık görmezden gelemeyeceğim şeyleri görmezden gelmeye çalışmaya başladım. Bir süredir buna uğraşsam da uzun süredir üzerine kazık çaktığım ve bütün bir hayatımı yığmaya başladığım zeminin ayaklarımın altından çekilip gittiğini hissediyorum. Böylesi zamanlardan geçme ihtimalimi her zaman için kabul etmiştim ama kafamda hiç de böyle kurgulamamıştım. İnandığım ve varsaydığım çok mühim şeyler ayağımın altından çekilip gittiğinde bir uçurumdan savrulacağımı hayal etmiştim. Oysa şimdiye kadarki tecrübem zemindeki bir yarıktan içeriye süzülüyor olduğum. Ne yukarıda kalmak ne de aşağıya inmek için çaba sarf ediyorum. Yerin yarılmayı bırakmasını, benim yarıkta bir yerlere sabitlenmemi bekliyorum.
Ölümle ilgili oynadığım bir oyun var. Araba yolculuklarında ileride bir hedef belirler ve hedefle aramdaki mesafeyi yaşayacağım ömür olarak alırım. Araba hedeften geçtiğinde ölecek olduğumu hayal ederim. Genelde bu hedefler bayraklar olur, çünkü devlet ve ölüm arasında metaforlar kuracak kadar romantiğim. Bu oyunlarda hep şöyle olur, hedefe en uzak mesafelerde en çok paniği hissederim. Karayolu üzerinde belirlediğim hayali ömrümün 1/5 kadarlık kısmını kat ettiğimde hedefe ne kadar hızlı varacağımı düşünürüm, nabzım hızlanır. Sonra hedefi düşünmekten sıkılırım. Camdan giren hava saçlarımı havalandırır veya tepeden bir kuş geçer, ya da yol kenarında gülümseyeceğim bir şey görürüm. 4/5lik bir yol kat ettiğimde hedefe varacak olmak çok da umrumda olmaz. Güzel şeyler görmüşümdür çünkü ve hedefe kadar daha da yapacak pek bir şey kalmamıştır. Nabzım sadece hedefi tam geçerken tekrar hızlanır. Oynadığım oyunun gerçek ölümüm hakkında düşüncelerimle ne kadar örtüştüğünü bilemiyorum. Ama elimden bir şeyler gelebilecekken bir şey yapmadan zamanın hızlı hızlı üzerimden akıp gitmesine üzülerek geçiriyorum her günümü. Belki ileride bir yerlerde üzerimden akıp giden tüm bu zamanları düşünmeyi bırakıp yaşıyor olmaktan keyif almaya başlarım. Ama bunlardan önce ayağımın altından kayıp giden zeminin yerine oturması, benim içinde ağır ağır ilerlediğim yarıkta kendime bir yatak bulmam gerek. Derdimin çoğu zamanla değilmiş gibi, her şeyi net görmek için de zamana ihtiyacım var.
***
Şimdi oralarda bir yerlerde bunları okuyan bir iki kişi bu yazdıklarımdan ne anlayacak diye kafa yordum. Açıkçası bilmiyorum. Ama anlamanızı istediğim bir şey varsa o da insan olduğum. Değişiyorum, değiştiğime kafa yoruyorum, yaşamaktan ve yaşanacaklardan korkuyorum ama buna rağmen yaşamaya da gayret ediyorum. Çok yanlış yaklaştığım şeyler var, kafamın içinde oynadığım çok saçma oyunlar var. Sizlerin de var. Böyleyiz. İnandığınız şeyler ayağınızın altından çekilip gittiğinde veya artık bir yetişkin olmanız gereken zamanlarda kendinizi tanımadığınızı fark ettiğinizde bunları hatırlamanızı umuyorum. Bunlar olabilir. Hepimize oluyor. Üzülmeyin diyemem, ama günün sonunda başınızı geri doğrultun. En az bir kişi daha bunları yaşıyor. Yalnız değilsiniz.
***
Ölümle ilgili oynadığım bir oyun var. Araba yolculuklarında ileride bir hedef belirler ve hedefle aramdaki mesafeyi yaşayacağım ömür olarak alırım. Araba hedeften geçtiğinde ölecek olduğumu hayal ederim. Genelde bu hedefler bayraklar olur, çünkü devlet ve ölüm arasında metaforlar kuracak kadar romantiğim. Bu oyunlarda hep şöyle olur, hedefe en uzak mesafelerde en çok paniği hissederim. Karayolu üzerinde belirlediğim hayali ömrümün 1/5 kadarlık kısmını kat ettiğimde hedefe ne kadar hızlı varacağımı düşünürüm, nabzım hızlanır. Sonra hedefi düşünmekten sıkılırım. Camdan giren hava saçlarımı havalandırır veya tepeden bir kuş geçer, ya da yol kenarında gülümseyeceğim bir şey görürüm. 4/5lik bir yol kat ettiğimde hedefe varacak olmak çok da umrumda olmaz. Güzel şeyler görmüşümdür çünkü ve hedefe kadar daha da yapacak pek bir şey kalmamıştır. Nabzım sadece hedefi tam geçerken tekrar hızlanır. Oynadığım oyunun gerçek ölümüm hakkında düşüncelerimle ne kadar örtüştüğünü bilemiyorum. Ama elimden bir şeyler gelebilecekken bir şey yapmadan zamanın hızlı hızlı üzerimden akıp gitmesine üzülerek geçiriyorum her günümü. Belki ileride bir yerlerde üzerimden akıp giden tüm bu zamanları düşünmeyi bırakıp yaşıyor olmaktan keyif almaya başlarım. Ama bunlardan önce ayağımın altından kayıp giden zeminin yerine oturması, benim içinde ağır ağır ilerlediğim yarıkta kendime bir yatak bulmam gerek. Derdimin çoğu zamanla değilmiş gibi, her şeyi net görmek için de zamana ihtiyacım var.
***
Şimdi oralarda bir yerlerde bunları okuyan bir iki kişi bu yazdıklarımdan ne anlayacak diye kafa yordum. Açıkçası bilmiyorum. Ama anlamanızı istediğim bir şey varsa o da insan olduğum. Değişiyorum, değiştiğime kafa yoruyorum, yaşamaktan ve yaşanacaklardan korkuyorum ama buna rağmen yaşamaya da gayret ediyorum. Çok yanlış yaklaştığım şeyler var, kafamın içinde oynadığım çok saçma oyunlar var. Sizlerin de var. Böyleyiz. İnandığınız şeyler ayağınızın altından çekilip gittiğinde veya artık bir yetişkin olmanız gereken zamanlarda kendinizi tanımadığınızı fark ettiğinizde bunları hatırlamanızı umuyorum. Bunlar olabilir. Hepimize oluyor. Üzülmeyin diyemem, ama günün sonunda başınızı geri doğrultun. En az bir kişi daha bunları yaşıyor. Yalnız değilsiniz.
***