7 Eylül 2012 Cuma

okyanus üstü kafası

Citizen Erased 6.9.12  9:20 Louis Armstrong Airport/New Orleans



Bu şarkı gözlerimi dolduruyor. Çevrede sevimli asyalı aileler, gündemde New York-İstabul uçuşunu kaçırma ihtimalim var. Buradan da tüm Delta Air çalışanlarına tek tek kafam girsin. Uçuş 20 dakika erkene alınmış, kadın bana New York'ta uçak kaçırıyorsun diyor.
*
Asyalı bebekler çok sevimli lan. Babasıyl aoyunlar oynuyor bir şeyler. Gerçi baba da resmen kazak amk.
*
Konsere hazırlanmam lazım ama hala kendimi Origin of Symmetry dinlemekten alamıyorum.
*
Amerika'daki son günümü Amerika'yı eleştiren Chuck Palahniuk kitabı okuyarak geçirdim. Ve lanet olsun sana dostum Chuck. Bir iki romanda konuyu son on sayfada bağladı diye söyleniyorduk, eleman iyice bokunu çıkarmış, bir paragrafta konuyu bağlamış pezevenk.
*
Az önce uçak kaçırdığımı sanıp yaşadığım panik esnasında ürettiğim hormonlarla, yemin ediyorum kimyasal silah teknolojisinde yeni bir döneme falan girilirdi. Yanımdaki kadının bebeği çok tatlı lan. Çalıcam çocuğu. Eyjınlar yine eyjınlığı elden bırakmıyorlar.
*
Bu noktadan sonra New York hava alanında (Şehir otogarı sanki amına koyayım. Gayet kuğl bir şekilde JFK lan, ceyefkey) ne diyorduk, New York'ta valizimin aslında olmadığını öğreniyorum. Eğer bilgisayarlar öyle diyorlarsa valizler aniden yok olabiliyorlar. Şu an ayın kaçında ve gecenin hangi saatinde olduğum hakkında bir fikrim olmadığından, uygun bir başlık da atamadım. Nasıl olup olup dersleri bir şekilde vereceğime olan inancım hangi vücut salgımdan kaynaklanıyorsa, işte o münasebetsiz yüzünden şu an valizime New York'ta İstanbul'da ulaşacağıma inanıyorum içten içe. Her ne kadar şimdiye kadar gereksizcesine gevşek davranmama neden olarak bu iç dünyam çok büyük münasebetsizlikler yapmış olsa da, Louis Armstrong'da strese bağlı üşüme atağı geçiren, New Orleans semalarında yeni başladığı kitabın 20. sayfasında çenesi titremeye başlayan ve bundan üç saat sonra kaybolduğu JFK'de zenci bir güvenlikçi tarafından paniklemiş ve kafası karışmış göründüğü için babacan bir şekilde azarlanıp departman bire yollanan benim; şu an gevşek bir yolculuğa ihtiyacım vardı galiba. Fakat haya o kadar da rahat olacak değil. (Buraya bir parantez girerek şu az önceki cümleden bahsetmek istiyorum. Sami Paşazade Sezai kurmuş sanki cümleyi amk. Gerçi o öyle yazılmıyordu galiba. Zaten şimdi parantez büyüyünce Seymour'daki tadı yakalar gibi oldu. Galiba son cümlemle Salinge mezarından kalkıp, yumruk savurmak için gazeteci aramaya başladı.) O parantez hiç kapanmayacak gibiydi lan. Bir an hayatım parantezler içinde yitecek gidecek sandım. Çok derine inip, tek gözü kısık Leonardı DiCaprio gibi çıkamıycam sandım. Ulan madem konuyu dağıttık, burada bir de yanımda oturan rus emminin ayaklarından söz etmek istiyorum.  AMCA YAZDIKLARIMA YAN GÖZLE BAKIP BİR BOK ANLAMADIĞINI BİLİYORUM AMA, AYAKLARIN KOKUYOR AMK. Tam bu cümleyi yazarken kabin ışıkları söndü ve önceden okuma ışığını yaktığım için, spot altında kaldım. Amca, Allah tekrardan belanı versin, teşekkürler.
Ulan ben bir iki sayfa önce konuyu bir yerler çekmeye çalışıyordum, konu beni bir yerlere çekti. Yattı balık yan gider, hadi buradan da konular tarafından bir yerlere çekilecek kıvama gelmem konusuna geçelim. Tezer Özlü çok gzel acı çekmiş olabilir, ama bu benim 20 sayfada ağlamamı açıklamıyor. Bir kaç ay önce okul stresinden kaşı gözü seyriyen bir manyağa dönüşmüş olmamı hiç açıklamıyor. New Orleans'ta uçak kaçırdığımı sandığımda vücudumu saran titremeleri, resmen kalbimin bir süre adrenalinli kan değil, kanlı adrenalin pompalamış olmasını da açıklamıyor. (yazarın notu: burada çok büyük bazı tıbbi hatalar yaptığımı ileri sürecek her yaş ve cinsiyeten aynştayna ve tıp insanına selam olsun.)
Aslında ben şöyle bir cümle kurmaya gelmiştim:
"Tam da göz bandımı takıp, Fleet Foxes açıp, uyumaya karar verdiğim an, bir yerlerden uçuşun başından beri sesi çıkmayan bir bebeğin ortaya çıkıp ağlaması çok normal zaten."

Cümleye bak amk. Sanarsın her cumartesi çılgınlı kokteyl fotoğrafları paylaşan tivitır fenomeni kurmuş o cümleyi. Sanarsın Puccaa kurmuş. Bak, hiç sevmediğim insanların adını andığım yetmezmiş gibi bir de kendimi onlara benzetmeye başladım. Bütün bunlar çok üzücü şeyler. Şu defteri elime aldığım 10 dakika öncesi kurmaya heves ettiğim cümleden şu an tiksiniyor olmam kadar bariz bir örneğin durumun varlığına rağmen, malak gibi şu defterleri tutmaya devam etmem de çok üzücü. Ama daha üzücü ne var biliyor musun? Rus amcanın ayakları tabii ki. Bence o ayaklar da bir yerlerden sonra kendilerinden tiksinmeye başladılar. Eğer bu amca az sonra bana o mükemmel ingilizcsiyle, ayaklarını sürekli mobilyalara çarptığını anlatsa, ayak serçe parmağı - sehpa tespitini bininci defa yapsa, hiç şaşırmam. Belki ingilizcesine biraz şaşırırım, hakkını vereyim. 
Keşke saçmalayınca para verilen bir meslek olsaydı, parayı kırardım. Ama bir dakika lan, var öyle bir meslek, adına da bakanlık deniyor. Ulan şu kadar deyim yerindeyse cheesy şekilde siyasi eleştirili duyarlı yazıya bağladığımı düşünsene. Tabii ki bağlamıycam lan. Eğer bağlayabilecek bir insan olsaydım şu an köşe yazarı olarak paranın mına koyuyordum afedersin ;);)
Umarım insanlık olarak az önce yaptığım hinliği takdir edecek seviyeye ulaşmışızdır lan. İkili duyarlı feyki attım. Açıkçası bakanlar da köşe yazarları da umrumda değil. Daha önemli sorunlarım var. Mesela ruz emminin ayakları. Galiba şimdi uyuyor gibi yapıp, ayak kokusu işine valiz işinden daha çok üzülmeme kafa yoracağım. Kendi durumumu hiç iyi görmüyorum. Miyop esprisi yapmadan uzaklaşıyorum.