14 Kasım 2012 Çarşamba

QAFAMDA DELİ SORULARR

George Lucas'ın "7. bölümü çekiyoruz."  demesi üzerine girdiğim şekilleri temsilen yukarıdaki fotoğrafı sizlerle paylaşıyorum. Bugünkü konumuz biraz dağınık isterseniz konumuza geçelim vakit kaybetmeden arkadaşlar.

Ders çalışmam gereken günlerdeyiz, o yüzden evde gaz kaçağı varmış gibi sürekli uyku halindeyim. Kafamdaysa deli sorular. Örneğin son on dakikadır, Semra Özal'ın kuaförünün kim olduğuna, ve Semra Hanım saçları yaptırıp "NSI OLMSM QISLAR" diye sorduğunda ona "AY JNM Bİ HARİKA OLDUN BENCE ÖNÜMÜZDEKİ 20 YIL BU SAÇTAN VAZGEÇME" cevabını veren o içinde şu kadarcık Allah korkusu olmayan adamlar kimler,buna kafa yoruyorum. 

Geçen gece tamamen uyumak ve tüm gün ders çalışmaktan yorulan bedenimi biraz olsun dinlendirmek amacıyla yatağa girip saatlerce düşünmekten uyuyamadım. Daha önceki bloglarıma filan azıcık bir göz attıysanız, aslında arada gerçekten anlamlı şeyler düşündüğüne inanan bir insanım ben. Ama işte oracıkta öylece uzanıyor, düşünüyor düşünüyor fakat katiyen uykuya dalamıyordum. Kafamı dolduran düşünceler ne kambiyo senetlerinin oluşumunu açıklayan teorilerdi, ne de yalnız bir insan olarak ölme ihtimalimin yüksekliğiydi. Gecenin ikisinde hala uyuyamamış deliler gibi ULAN KEPLİ FOTOĞRAF ÇEKİMİNDE SAÇI NASI YAPSAM PEKİ YA BALO BALOYA GİTMİYİM BENCE, ÇOK GÜZEL ELBİSE BULURSAM GİDERİM YA DA HİÇ GİTMİYİM PARASINI BAŞKA ŞEYE HARCARIM diye cümleler kuruyordum kafamda. İzninizle şu noktada kafamısiqeyim.

Cenazelerde evlere bir sürü kalabalığın doluşmasına ve insanların acıları yetmezmiş gibi bir de misafir ağırlamalarına yıllarca anlam verememiştim. Geçen yıl bizzat cenazede hizmet gören kireç suratlılardan biri olma imkanı bulduğumdaysa olayın aslında ne kadar mantıklı olduğunu anlamıştım. Birini kaybetmiş o kadar insan kaybettikleri kişiyi değil sadece paket ayran-kır pidesi oranını düşünüyordu. Eğitim öğretim hayatımı noktalama 5-6 ay kadar bir süre kaldığı şu günlerdeyse, mezun olduktan sonra NE BOK YİYECEĞİM sorusunun aklıma geliş oranı oldukça düşük. Çünkü dediğim gibi, kafamda deli sorular. 

Yıllar önce, daha ilkokuldayken babamın mülkiye yıllığını bulmuştum. O zaman artık işletmeler falan kadın öğrenciler tarafından pek tercih edilmiyor galiba, bütün yıllık babam ve kankalarının birbirlerine yazdıkları geyiklerle doluyken aralarda şöyle sayfalar beliriyordu:

Ad - Soyad - Aslan başı saç kesimli ve dev koyu camlı gözlüklü kız fotoğrafı - Arkadaşımıza hayatta başarılar dileriz.

Bilmem söylemeye ihtiyacım var mı arkadaşlar ama, ben gözlüklüyüm ve 4 yıldır çoğunluğundan tiksindiğim için bir kaç kişi dışında bölüm arkadaşlarımla ilişkimi minimumda tuttum. Aslında bunu şimdiye kadar hiç olumsuz bir hal olarak görmemiştim. Mesela, ileride ömrüm yeterse kendisinden bahsetmeyi planladığım (hatta madde 81'de kafasını merdivenlerde parçaladığımı hayal ettiğim) bölümdaşımla ilişkimi minimuma indirdiğimden beri hem onun her cümlesinde tokat yeme riski azalmış oldu, hem benim tasarlayarak adam öldürme suçunu işleme riskim. Çünkü hukukçu adamım, tasarlayarak adam öldürmenin, öldürmelerin en beteri olduğunu bilirim. (Tabii bir de nükleer silah kullanarak adam öldürme var ama açıkçası buna imkan bulabileceğimi sanmıyorum. Ankaralı üniversite öğrencileri olarak kaçak uranyum bulma imkanlarımız oldukça kısıtlı.) Cinayet planlarımı bir yana bırakacak olursak arkadaşlar, umarım çizmeyi planladığım tabloyu  gözünüzde canlandırabilmişsinizdir. Canlandıramadıysanız bir ek bilgi daha sunayım, geçen yıl kuaförüm koca bir çılgın olduğundan saçımı futbolcu enseli bir model yapmak durumunda kalmıştım.

Arkadaşlar o gözlüklü kız ben olabilirim. Tehlikenin farkında mısınız?

Bunlar tabii ki ciddi meseleler değil. Ciddi meseleler oturup fikri mülkiyet hukuku çalışmam ve benzeri şeyler. Ya da hala kendimden hiç hazzetmiyor olmam. Ama işte cenazelerde de pide dağıtıyoruz. 

Konunun dağınık olduğunu söyledim ve konuyu toplama sözü vermedim. Şimdi hayal kırıklığınızı belli edecek bir surat ifadesi takınarak (gerçekten inanan arkadaşlar göz devirip uflayabilir) uzaklaşabilirsiniz arkadaşlar.

İşiniz gücünüz yok şu yazıya vakit ayırdınız. Siz de az pideci değilsiniz galiba.

5 Kasım 2012 Pazartesi

ilumine Kafalar



Şu anki kafa durumumu temsilen sizlerle bir Matt Bellamy fotoğrafı paylaşıyorum güzel kardeşlerim. Ben de istemezdim açıkçası, ruh halini sevdiği müzisyenlere ait fotoğraf ve giflerle ifade etmeye çalışan yalnız "socially awkward" insanlardan biri olmak. Ama şu fotoğrafı gördüğümden beri, ruh halimi daha iyi yansıtan başka da bir şey bulamadım yer yüzünde. Yeri geldi Van Gogh'un eserlerine "hmm renqlerle acısını yanstmısh qanqaaa" diye yorumlar getirdim, yeri geldi "Selim Işık'ı anlamayan bir toplum değil miyiz en nihayetin de be üstat" falan dedim. Yeri geldi - o yer şu an olabilir- kendimden kompil tiksindim. Fakat güzel kardeşlerim, Kıymetli Evrak Hukuku sınavıma 1 saat kala, en sevdiğim hatta inceden de platonik duygular beslediğim hocanın dersini dinlemekten vazgeçip şu satırları doldurmaya başladığım şu dakikalarda kafam tam da şu fotoğraftaki gibi.

Son iki yıldır dualarımın karşılık bulmamasından şikayet ederken, aslında totalde birden fazla dua ettiğimi fark ettim. Aylardır hayat, kabul görmüş en güzel dualarımdan biriyle sürüp gidiyordu da sanki ben aniden uyandım hadiseye. Şu an kendimi anlatabildiğimden emin değilim. Ama ne kadar güzel ki kendimi anlayabildiğimden de emin değilim. İşte ben iç tutarlılığı bu derece yüksek bir insanım güzel kardeşlerim. İşin özü, yeni şeylerin nadirliğine karşılık, aynı şeylere ne kadar farklı bakılabileceğinden habersiz olmamız. Dünyanın en bayat lafını etmiş olabilirim. Ama şu cümleyi hayatımın en önemli haftalarından birinin ardından kurduğumu bilin, ve ona göre okuyun istiyorum.

  Bundan birkaç hafta önce hava çok güzel ama ben çok mutsuz olduğum için dizlerim karnımda neden ağladığımı tam da anlayamadan ağlamıştım. Dün geceyse çok yoğun mutsuzlukların yaşandığı bir evde kafamı yastığa gömüp şükrederek ağladım. İkinci ağlamam, birinci ağlamamı göt etti diyebiliriz. 2-3 kişi falandık ve hepimiz mutsuzduk, ama hepimiz gülümseyerek ağlıyorduk, çünkü birlikteydik. Aidiyet o kadar güzel bir şey ki, ağlıyor olmak o kadar da çirkin bir şey olmuyor bir yerden sonra. Olayları tabii ki PMS'e, bünyemin yumurtlama alışkanlıklarına ve hatta benim son iki yıldır yaptığımı yapacak kadar manyaksanız, kahve yapamama bağlayabilirsiniz. Açıkçası artık ben de olayı nereye bağlayacağımı bilmiyorum.

Şurada sınava girmeme yaklaşık 20 dakika kalmışken açıkçası ne konuyu tekrar etmek, ne de elinizdekilerin kıymetini bilmeniz için nasihat vermek istiyorum güzel kardeşlerim. Ama uzun süre saçma sapan konulara takıldıktan sonra, çok büyük aydınlanmalar yaşadığım tatlı günlerden birindeyiz, ve bu sefer ağlatacak kadar güzel bir tane yaşadım ki, umarım hayatınızın bazı noktalarında siz de benzer şeyler yaşarsınız.

Hayat adil veya güzel olmak zorunda değil, insanları sevmek zorunda değilsiniz. Ama arada bir birilerini sevmek ve gerçekten samimi insan ilişkileri hayat kurtarabiliyor.

Şimdi siktirin gidin ve aydınlanmaya çalışın. Çünkü şu an etrafa orgyden çıkmış Matt Bellamy gibi bakıyorum ve gidip bir iki kağıt dolusu kıymetli evrak bilgisi yazmam gerekiyor.