Merhaba.
Belki de iki yazım arasındaki süre 1 yılı geçmesin diye yazıyorum tam olarak emin değilim. Bu kadar geniş aralıklarla yazmanın çok garip sonuçları var. Son yazımı girdiğimde hayatımın dip noktalarından birindeymişim. Şimdiyse kendimden belki de en memnun olduğum zamanları yaşıyorum. Para kazanıyorum, içime sinen işler yapıyorum, üzüldüğüm şeylere üzülmemişim gibi yapmıyorum, insanlardan bana vaat etmedikleri şeyleri bekleyerek kendime eziyet etmiyorum. Bu türden şeyler. Ölmekten yine korkuyorum. Bu sefer sokaklarda patlıyoruz. Dolmuş beklerken dörtlülerini yakmış sağ şeritten yavaş yavaş yaklaşan bir araba gördüğümde nabzımı kulaklarımda duyuyorum. Bunu sesli söylediğimde kötü ve karanlık bir şaka sanıldı ama, kötü ve karanlık bir gerçek olarak; tüm bu korku yaşamayı biraz daha lezzetli kılıyor. Tüm gün işkenceden, tecavüzden, idamdan kaçmış insanların yüzlerine bakıyorum. Bir kaçakçının tecavüzüne uğramak veya çıplak ayakla dağa tırmanıp kangren olmak günlük hayatımın içinde mevzular. Yaşamak için çekilen acıları görmek yaşamın ne kadar değerli olduğunu beynime işliyor. İnsanların acılarını küçültüyorum belki ama, henüz istediğim kadar erdemli biri değilim.
İçime sinen bir iş ve biraz da kendimi bulduğum bu süreçte ufak bir de aldatılma olayı geçirdim. Eğer son bir yılımı şöyle bir toplamaya çalışacaksak, bahsedilmeye değer diye düşünüyorum. Hala insanlar nasıl aşık oluyorlar anlamıyorum. Bencil olmayı, hayatından ve kendinden memnun olmadığın için çevreyi suçlamayı anlıyorum. Kimseye kendiyle olan dertlerini henüz çözememiş diye kızacak değilim. Ancak bu yarrak kafalının inandığının aksine, kimse kimsenin hayatına girip diğer bütün sorunları yok edemiyor. Çok klişe ama doğru olduğu için klişe olmuş bir görüşe göre, memnun olmadığın şeyi kalkıp değiştirmen, dışarısı karanlıksa götünü kaldırıp ateşi yakman gerekiyor. Bahsettiğim bu yarrak kafalıya kalsa işini sevmemesi, hala gerçek bir inan olamamış olması, kendinden nefret etmesi, içinde olmak istemediği bir aileye doğmuş olması ve ara sıra eş cinsel sanılması; aslına bakarsanız lağım kokan ancak fotojenik bir İtalyan şehrinde üzerimde pamuklu bir elbiseyle ellerinden tutsam, silinip gidebilecek şeylerdi. Benim bunu yapamayacağım ortaya çıktığında, hayatında değiştirmesi gerektiğine inandığı şey ben oldum. Ne mutlu bana. Hayatımda ilk defa kendimle aram kötü değilken tabii ki buna canımı sıkamam. 4 metrekare bir odada "hayatımda ilk defa 10 dakika da olsa kendimi bir insan gibi hissediyorum" diyen bir adamla başbaşayken ve ağlamamaya çalışıyorken tabii ki tüm bunlar acı şeyler gibi gelmiyor. Sadece şimdiye kadar benim de kendime ne kadar benzer eziyetler ettiğimi görüp sinirleniyorum, hepsi o kadar. Yoksa bahsettiğim hikaye neredeyse benim tamamen dışımda yaşandı. Tek sevindiğim nokta, son bir yıl içinde farkında olmadan direksiyonu kırıp bir başkasının hikayesinin yarrak kafalısı olmaktan kurtulmuş olmam.
Geçenlerde Sena, son halimi çok sevdiğini söyledi. Kafam rahatmış, öyle açıkladı sonra, sanki her şeyi çözmüşüm gibi. Her şeyi çözdüğüm yok ama kendimi ve insanları rahat bıraktım. İnsanların hata yapmasını izleyerek nasıl da kahrolduğumu anlatmışım geçen sene. Halbuki kahrolunacak bir şey yok. Yapılabilecek pek çok hata var ve hayat siyah beyaz değil. O yüzden bazen daha karanlık tonlara meyledip bazı hataları da biz üstleniyoruz. 25 yaşımızda artık eşek olmamayı öğrenemediysek, zaten artık her hikayenin yarrak kafalısı olmaya mahkumuz. Kalanıysa hallolur.
İnsanları hayatıma sokmakla ilgili bir sorunum var. Halbuki insanlar hayatlara girebilmeli ve gidebilmeli. Zaman akıp her şey değişirken, bazı insanları hoş anılar olarak bırakmak gerek galiba. Yoksa eskiye dönmeye çalışıp, çırpınıp kendini de insanları da yoruyorsun. Zamanı tek yönden tecrübe ediyoruz ve entropi tıkır tıkır artıyor. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmaması doğanın kanunu ve bu o kadar da kötü bir şey değil.
Bir yıldan önce görüşmek üzere. Kendinizi üzmeyin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder